Öne Çıkanlar

Gülay Mübarek ile Röportaj

Herkes seni Gülay Mübarek olarak davan ile tanıdı ama senin Erdoğan Küpeli ile olan mücadeleden önce de bir hayatın vardı ve bundan sonra da olacak. Bundan 4 yıl önce planların, düşüncelerin neydi, neler yapmak istiyorsun?

4 yıl önce Erdoğan ile tanışmadan önce “sınava gireceğim ve bir yere atanacağım, hayatım o şekilde devam edecek” diye düşünüyordum. Sınava hazırlanırken aynı zamanda çalışıyordum. Erdoğan’ın en somut benden götürdüğü şey 4 yıl boyunca sınava tam olarak hazırlanıp planladığım gibi atanamadım. Psikolojik olarak her yıl kötülediğim için isteğim gitti. Kitaplardan, çalışmadan uzaklaştım. Canımın derdine düştüğüm için sınav, meslek hayatı benim için ikinci, üçüncü sıraya geriledi. Çalıştığım işten Erdoğan yüzünden kovulunca 9 yıl önce yanlarından ayrıldığım ailemin yanına geri dönmek durumunda kaldım. İsteksizlik, psikolojik olarak kötü olmak bu kadar uzun sürünce kişiliğiniz de değişiyor. Ara ara işler bulsam da sürekli korku duyuyordum. Ayrıca ben küçük bir yerde yaşıyorum ve dava ile tanındığım için tüm işe alımlarda artık sosyal medya üzerinden kişilere dair bilgi alınırken benimle ilgili direkt bu dava çıkıyor. Bu sebeple en baştan beni işe almak istemiyorlar. Ya da bunu kullanmak isteyen insanlar da olabiliyor. İşyerinde dedikodu malzemesi olduğum için bıraktığım işler de oldu. Onun dışında yaşadıklarım beni erkelerle ilişkilerde daha detaycı, güvensiz olmaya zorladı.

Kamuoyu yaygın olarak fiziksel ve cinsel şiddete aşina iken senin olayın ile dijital şiddet de gündeme geldi. Bize biraz anlatır mısın dijital şiddet nasıl gerçekleşiyor, neleri kapsıyor?

Dijital şiddete uğradığımda ben de öyle bir şiddet türü olduğunu bilmiyordum. Çünkü bana dijital şiddet uygulayan erkek bile onu engellediğim zaman ya da mesajlarına cevap vermediğim zaman beni naz yapmakla suçluyordu. Hepimiz erkek egemen bir kültürde yetiştiğimiz için ben de “acaba naz mı yapıyorum, karşımdaki insanı deniyor muyum? Yoksa gerçekten istemiyor muyum?” ikileminde çok kalmıştım. Daha sonra onun ısrarlı zorlaması, bir sürü farklı hesap açıp bana oradan mesajlar atması, o güne kadar benim kendi hesabımdan yayınladığım ne kadar fotoğraf varsa altına kalpli emoji atması aramızda bir şey olmamasına rağmen, sevgilim olmamasına rağmen, sürekli beğeni yapması, arkadaşlarıma istek atması… Bu şekilde başladı ve ben de “madem benimle bu kadar çok ilgileniyor demek ki beni çok seviyor” algısı vardı. Sevdiği için bu kadar çok ilgileniyor, “arkadaşlarıma istek atıp mesaj atacak kadar ilgileniyorsa demek ki beni istiyor” deyip bir anlamda geri adımlar atıyordum. 4 yıl önce bu bilinç yoktu bende. Ben daha sonra bunların hepsinin farkına vardım ve bunların dijital şiddetin içerisine dahil olduğunu öğrendim. Daha sonra “aslında bu adamın bana yaptığı bir şiddet” deyip geri çekiyordum. Benim bu ikilemi kendi içimde yıkmam da baya uzun zaman aldı. Dediğim gibi sürekli arkadaşlarımla benimle aynı soyadındaki insanlara irtibata geçip istekler, mesajlar atıyordu bana ulaşmak için. Ben onu her türlü hesaptan engelliyordum kendisi hesap açmaktan bıkmıyordu. Facebook’ta açtığı 300’ü aşkın hesap üzerinden beni 4 yıl boyunca tehdit etti. Ve biz bunların hepsini mahkemeye delil olarak vermiştik. Diğer sosyal medya hesaplarından da benim adımı kullanarak açtığı sayfalardan “birazdan Gülay Mübarek’in videolarını paylaşacağım” diye ya da benim yeğenlerim, ablamın ismini kullanarak herkese açık paylaşımlar yapıyordu. Aramızda cinsel anlamda hiçbir şey geçmemiş olmasına rağmen meraklı insanlar isteklerini kabul ediyorlardı aradan saatler geçiyordu öyle bir video olmadığı için paylaşamıyordu. Amaç burada beni biraz daha ele geçirmek, biraz daha korkutmaktı. Zaten yan yana değildik ve aramızda sevgili anlamında bir ilişki yoktu ben buna rağmen çok korkuyordum.

Ve hatta siz 2 sene hiç yüz yüze görüşmediniz…

 Evet 2 yıl hiç yüz yüze görüşmedik. Bir kere tam belki ümitleri kopardıktan sonra ve o da bunu anladıktan sonra o korkuyu tekrar yaratmak için Adana’dan Hatay’a geldi. Onun elinde hiçbir şey olmamasına rağmen ben çok korkuyordum toplum baskısı yüzünden.  “Aa internette mi tanıştın sen?” eleştirisi yüzünden ben 2 yıl susmak zorunda kaldım insanlar beni bununla yargılamasın, suçlamasın diye. Daha sonra her şeyi yaşadıktan sonra “toplum bunu konuşuyor ama yarın öbür gün unutacak. Benim çektiğim bu acılara değer miydi?” dedim. Keşke 2 yıl beklemeyip daha erken sesimi çıkarsaydım her şey çok daha farklı olabilirdi.

Böyle uzaktan taciz, tehdit durumlarında genel düşünce “engelle, cevap verme elbet vaz geçer” yönündedir. Ama senin örneğinde görüyoruz ki 4 yıl boyunca ısrarlı bir şekilde süren tehdit, dijital şiddet var. Sen bunların hepsini denemiş biri olarak vazgeçmediğini ve daha farklı bir şeyler yapman gerektiğini nasıl anladın?

Deneyebileceğim hiçbir yöntem kalmamıştı artık. İlk başta engelledim. “Ne kadar hesap açabilir ki? 2, 5, 10 tane olsun” diyordum. “Ben istikrarlı durur cevap vermezsem ödün vermezsem tavrımdan elbet bir gün susacak” dedim ama 4 yıl hiç vazgeçmedi. Her gün yeni bir tehditle geliyordu. Mesela benim en büyük zaafım o zaman beraber yaşadığım yeğenlerimdi. Bu sefer onların üzerinden beni korkutmaya, sindirmeye başladı. En büyük zaaf üzerinden gelince korkudan dolayı bir adım geri atıyorsunuz. “İletişimde kalayım, belki tanıdıkça istemez” diye her yolu deniyorsunuz. O engellemeler, cevap vermemeler bana hep yeni şiddet olarak geri döndü. Derken tehditlerinin hedefi aileme sıçradı ve tehdit git gide genişledi.

Ve hatta bu adam öğretmen olarak kendi öğrencileriyle bile seni tehdit etti.

Tehditlerinin 4.yılında 3-4 ay 2. sınıflara vekil öğretmenlik yapıyordu. Benim yeğenlerimle ilgili tehditleri üzerine geri adım attığımı görünce kendi öğrencilerini de kullanarak Gülay’a yine geri adım attırabilir miyim düşüncesi ile sürekli ders sırasında beni görüntülü arayıp “buradan bir çocuk seç kendine, birazdan seni arayacağım. Dediklerimi yapmazsan neler yapabileceğimi sen hayal et” dediği iğrenç cümleler kuruyordu. Aklım, kalbim hep o çocuklardaydı. Birine bir şey yaptı mı hala bilmiyorum. Araştırılmadı çünkü gerektiği gibi.

En sonunda şikayet etmenle başlayan ve geçen seneye kadar süren bir hukuk mücadelen var. Bu süreçte senin de hukuki hakların, mevcut yasal düzenlemelere dair daha çok bilgi sahibi olduğunu tahmin ediyorum. Bu mücadele süresince hukuki anlamda nelere şahit oldun, bu tür davalarda gördüğün en büyük eksiklik, işlemeyen nedir sence?

Dijital şiddette öyle ayrıntılar var ki bütün kanıtlar ses kayıtları, mesajlar, aramalar. Ama hukukta iki kişi kendi rızaları ile iletişim halinde iseler bunlar mahkemede delil olarak sunulmuyor. İlk baştaki şikayetlerimde ben hep bu durumla karşılaştım. Ben şahsa cevap veriyorum ve ilk birkaç mesajı çıkarıp gittiğimde bana söylenen “e siz zaten adamla konuşuyorsunuz. Bunlar delil olarak sayılmaz” Ama aslında mesajların içeriği okunsa ben bir şiddete karşılık, o şiddet olmasın diye cevap veriyorum. Ortada tek tarafın istediği bir iletişim var ve ben buna karşı mücadele ediyorum. İçeriğe hiç bakılmıyor. Bunun eksikliğini çok yaşadım. Olay medyaya yansıdıktan ve o mesajların içeriği sosyal medyada ilgi gördükten sonra “Aa bu ısrarlı takip. Bu ikili iletişim değil aslında.” yorumlarını aldım. Gittiğim savcı makamında deliller arasındaki mesajlar için “bunlar çok fazla, azalt” dediği mesajlar 2 yıl sonra sosyal medyada sesim duyulduktan sonra ben dilekçe verirken okunmaya başlandı. Daha sonra koruma kararı çıkarılıyor size. İstanbul Sözleşmesi ve 6284 uygulanmaya başlıyor. Ama devamı gelmiyor. Karşı tarafa diyor ki “siz şiddet uyguladığınız kadına ulaşamazsınız, dijital ortamdan yazamazsınız, arayamazsınız konutuna, iş yerine gidemezsiniz!” Bu ihlal edildiği zaman ilk önce 3 günlük ev hapsi oluyor. Daha sonra 10 günlük hapis cezası ve her ihlalde hapis cezası artıyor. Ama 4 yılın sonunda ben 1 aylık, 3 aylık, 6 aylık kararlar çıkarmama rağmen karar her yerde çiğnendi; dijitalde, gerçekte, yaşadığım yere geldi.  Bana verilen hiçbir karar uygulanmıyordu. Uygulanmayacaksa bu kararlar niye var? Şu anda biz “İstanbul sözleşmesi Yaşatır!” diyoruz ama uygulandığında yaşatır. Ölümün kıyısından dönmüş olmanız gerek ki 3 ya da 6 ay verilsin. Aksi halde hep 1 ay olarak veriliyor. Karar bana ve karşı tarafa tebliğ ediliyor. Ama karar kendisine tebliğ edilmeden yapacağını yapıyor size. Tehdit de ediyor nasıl olsa 3 günlük ev hapsi. Bir yerde caydırıcılığı da yok.  4 yıl boyunca Erdoğan Küpeli ihlal ettiği hiçbir yasa maddesinden dolayı hapis cezasına çarptırılmadı. Bu bana caydırıcı oldu, yani “zaten uygulanmıyor yine de gidip tedbir kararı çıkartsam mı? Çıkartmayayım zaten bir caydırıcılığı yok” diye benim geri durmama sebep oldu.

İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmenin tartışılmasıyla da ilgili olarak sen birebir dava süresinde Sözleşme ve dava sürecine olan etkisi üzerine neler paylaşmak istersin?

2 yıllık suskunluğumda kendi çevrem ve en başta kendim “bu adam senin kocan değil, sevgilin dahi olmamış kim seni ciddiye alacak?” diye düşünüyorduk ve ben kadını koruyan böyle bir yasanın varlığından habersizdim. O sıralarda sosyal medyada duyulmadan önce şikayet ettiğimde benden alınan ilk ifadede benim önceden olan düşüncemi destekler şekilde sorulan sorular “şahıs kim, eşiniz mi?, şahısla geçmiş bir şeyiniz var mı?” şeklindeydi. “Hayır yok” dediğimde “Bu adam senin hiçbir şeyin değil, sen neyin şikayetini yapıyorsun? Aynı ortamda değilsin, bir geçmişiniz yok o zaman engelle gitsin ya da cevap verme gitsin” deniyor. 2. koruma kararı aldırdığımda oradaki aile mahkemesi bana “eşin değilse karar çıkaramazsın” demişti. Ama ben 3 yılın sonunda aslında eşin olmasa da ortada bir şiddet varsa, karşınızdaki kadın, erkek, eşiniz, sevgiliniz, dostunuz, abiniz her kim olursa olsun karar çıkarabildiğimizi öğrenmiştim ve bunun özgüveniyle de “hayır çıkarabilirim çünkü 6284 ve İstanbul Sözleşmesi diyor ki ortada bir şiddet varsa şiddet failine karşı karar çıkarabilirsiniz.” dediğimde, önceki kararı çantamdan çıkarıp gösterdiğimde “Aa öyle mi?” deyip beni başka bir yere yönlendirdiler. Haklarını bilince karşındaki görevli bilmiyorsa bile sen ona öğretiyorsun. Ve hakkını söke söke alıyorsun ki o 8 yıl 6 ay ceza da böyle geldi zaten.

O 8 yıl 6 ay ceza kararından önce, 2017 yılında sana yönelik tehdit ve tacizinden dolayı değil ama Cumhurbaşkanlığı makamına ettiği hakaret sebebiyle Erdoğan Küpeli tutuklanıyor. Bir ifadende “buruk bir memnuniyet hissettim” demiştin. Neden buruktu?

2 yılın sonunda Erdoğan Küpeli’yi şikayet etmeye karar verdiğimde tek delil az önce de dediğim gibi ses kayıtları ve mesajlar oldu. Bu sebeple seçerek değil telefonumda ne varsa verdim. Ben onu şikayet ettikten sonra “Seni şikayet ettim artık ben değil seninle devlet uğraşsın” demiştim. Çünkü çok güveniyordum ortada işlenen bir suç vardı ve o da hemen göz altına alınarak cezasını çekecekti. Bendeki bu güvene karşı o da “devlet mi kurtaracak seni deyip cumhurbaşkanına, devlet adamlarına küfür, hakaret etti. Verdiğim ses kayıtları arasında bunlar da olunca göz altına alındı. Çünkü yasada cumhurbaşkanına hakaretin bir cezası var. Aslında bakarsan cumhurbaşkanı da bizi, halkı temsil ediyor. Beni temsil eden cumhurbaşkanına hakaret söz konusu oldu mu anında tutuklanma oluyor ama temsil edilen kişiye 4 yıl boyunca istediğini yapabiliyorsun, bunun cezası yok. Bu sebeple buruk bir sevinç yaşadım. 4 yıllık bir kabusun bitmesine, bu adamdan 24 saat de olsa kurtulmuş olmanın verdiği rahatlama ile sevinirken keşke bana yaptıklarından dolayı ceza almış olsaydı diye de düşündüm. Mart başı gibi tutuklandı Ekim gibi çıktı. 7 ay yattı. Bir sonraki Mart’ta seçimler vardı. Ve o dönemde cumhurbaşkanına hakaret davalarına af geldi ve suçu da kesinleşmediği için aftan yararlanarak çıktı.

Sonrasında senin davandan 2019 yılında 8 yıl 6 ay ceza da aldı. Fakat cezası onanmadığı için tutuklanmadı ve bundan 11 ay sonra da Tuba Keleş’i vurduğu haberini aldık. Sende bu cinayetten hemen önce yeniden Erdoğan Küpeli ismini Tuba’yı da tehdit ve taciz ettiğini sana ulaşmak istemesiyle tekrar duydun.

Tuba twitter üzerinden 20 gün önce direkt “ben Tuba” diye mesaj atıp numarasını bırakmıştı. Ama biz birbirimizi takip etmediğimiz için onun mesajı ek kutusuna düşmüş ve ben tam da Tuba’nın bana mesaj attığı hafta evlendim. O sıralarda ben sosyal medyayı her zamankinden çok daha az kullanıyordum. Büyük bir şansızlık diyorum ve kendimi de suçlu hissediyorum hatta, Tuba’nın mesajını geç gördüm. Katledilmesinden 3-4 gün önce de Mor Dayanışma’dan arkadaşlar arayıp kendilerine bir kadının ulaştığını, benimle aynı şahıs tarafından tehdit edildiğini ve bana ulaşmak istediğini ilettiler. Açıkçası benim aklıma Erdoğan Küpeli gelmedi. 1 yıl önce ceza aldırdıktan sonra bana yönelik bir hareketi olmadığı için aklıma gelmedi. Ben mayıs ayında bıçaklandım başka bir erkek tarafından ve bu kadın o şahısla ilgili iletişime geçmek istiyor sandım. O kadar çıkarmışım hayatımdan Erdoğan Küpeli’yi. Ama sonra Adana’da ve Erdoğan tarafından tehdit edildiğini öğrenince ben tekrar 4 yıl öncesine döndüm. Görüşmeyi kabul ettim. Mor Dayanışma’dan arkadaşlar Tuba ile konuştuklarında Tuba çalıştığı için ancak mesai sonrası arayabileceğini söylemiş. Ama aynı gün Tuba katledildi. Ben tam da benimle iletişime geçtiği zaman katledilmesinin sadece tesadüf mü olduğu konusunda tereddütlüyüm. Acaba Tuba da benim yaptığım gibi Erdoğan’a benimle iletişime geçtiğini, onu şikayet edeceğini söylemiş midir? Bunun üzerine mi acaba Erdoğan bunu engellemek için mi öldürdü diye soruyorum kendi kendime.

Şunu da unutmamak lazım Tuba’ya da daha önceden süregelen taciz ve tehditleri olmuş. Tuba’yı kaçırdığını ve onun üzerine şikayette bulunduklarını ama yine tutuklanmadığını biliyoruz. Dolayısıyla göz göre göre bu cinayet geliyorum demiş. Burada senin mesajı daha önce görmen, iletişime geçmenin pişmanlığının ötesinde bir türlü uygulanmayan bir ceza, işletilmeyen bir hukuk sistemi var. Yıllarca aynı adamın seni ve sevdiklerini öldüreceği tehdidine uğramış bir insan olarak Tuba’nın öldürülmesine sebep olan sistemsel sorunlar nelerdir sence?

Erdoğan Tuba’yı öldürmeden 20-25 gün önce silahla tehdit ederek onu kaçırmaya çalışıyor. Ve buna rağmen adam 1 gün bile göz altına alınmadan serbest bırakılmış. Benim davamı bir tarafa bile koysak bunun için bile bu adamın tutuklanması gerekirdi. Benim kendimi suçlu hissetmemin sebebi aslında uygulanmayan yasalar. Zaten yasalar uygulansa bana ulaşmasına gerek kalmaz. Benim davama gelince, benimki emsal karar niteliğinde oldu. Çünkü ondan önce önemsenmeyen ısrarlı takipten, özellikle dijital şiddetten açılan bir davada, hakimler, savcılar bile bu konunun detaylarını tam bilmezken biz büyük bir dayanışma sayesinde 8 yıl 6 ay gibi bir ceza aldırdık. Artık her zamankinden daha fazla hedef halinde olmama rağmen o gün tutuklanma kararı verilmedi. Ortada hiçbir şey yokken bana bu kadar tehditler savuran bir adam bu cezayı alması üzerine beni öldürmek, kaçırmak isteyebilir. Benim şikayetlerim sonrası açılan kamu davasının ertesi gün duruşması vardı ve hakim itirazımızı reddedip kamu davasından tutuklama çıkabileceğini söylemesine rağmen oradan da tutuklama kararı çıkmadı. Her an oluşabilecek taciz, şiddet gibi cezalarda onama süreci nasıl bu kadar bekletilir anlam veremiyorum. İstinaf Mahkemeleri tecavüz ve tehdit davalarında daha hızlı karar alınması için belki farklı birimler oluşturabilir. Ya da onama süreci oraya sevk edilmez, olduğu bölge mahkemesinde karara bağlanır. Bu şekilde daha hızlı kararlar kesinleşirse en azından ikinci bir kadının katli haberlerini almayız. Ama sonuçta işlemeyen sistem ve uygulanmayan yasalar sebebiyle ben kendimi keşkelere boğdum. Halbuki bunların hiçbiri benim sorumluluğumda değil. Yasalar benim gidip hatırlatmama gerek olmadan da işleyebilmeli. Aslında bildiğim kadarıyla Tuba’nın da tedbir kararı varmış ve bir avukat da tutmuş. Yani Tuba’nın hukuki olarak benden alacağı, danışmasına gerek olacak bir şey yoktu diye düşünüyorum. Ama psikolojik olarak destek ihtiyacı var olabilir elbette. Bana bu suçluluğu, travmayı yaşatan yine sistemin kendisi.

Erdoğan’ın taciz ve tehditleri ile başlayan ve başka bir adamın şiddetine maruz kaldığın bir süreç var. Fiziksel ve psikolojik olarak çok yoruldun ama güçlü durdun ve pes etmedin. Senin davan örneğinde özellikle sosyal medyada başlayıp genişleyen ciddi bir dayanışma da oldu. Tüm bu olumsuzluklar içerisinden çıkarabileceğin olumlu bazı şeyler olduğunu düşünüyor musun?

Tüm bu olumsuzluklar sonrası ben bambaşka bir Gülay oldum. Kadın örgütlerinin içine dahil olmam, Mor Dayanışma ile tanışmam bu benim için en büyük kazanım oldu. Kadın mücadelesi şekillendirdi benim hayatımı. Bu tecrübem sonrası ben kendim gibi birinin sesi olabilir miyim diye sosyal medyayı çok aktif kullanıyorum.

Her gün kadınların öldürüldüğü, şiddete uğradığı bir ortamda gündemde sürekli genç kızlara ve kadınlara yönelik flört ettikleri erkekleri iyi seçmeleri, dikkatli olmaları yönünde tavsiyeler verildiğine şahit oluyoruz. Kamuoyunda sanki kadına yönelik şiddet sadece kadınların ve biz kadın örgütlerinin sorunuymuş ve sadece biz çözebilirmişiz gibi bir algı var. Bu konunun çok içinde bir kadın olarak sen ne düşünüyorsun?

Kadınlar analizci olmak zorunda diyorlar, yanlış karar veremezsiniz. Ben o analizi o insanı hayatıma almadan nasıl yapacağım? Uzaktan ne kadar değerlendirebilirsiniz? Ben örneğin kendimce analiz ettikten sonra “olmaz” dedim ve kendimi geri çektim. Ama sonuç ortada karşı taraf asla vazgeçmedi ve benim 4 yılıma mal oldu, onun da dışında en son Tuba’nın katli ile benim üzerimde ömür boyu sürecek bir travma bıraktı. Sokakta yürürken taciz ediliyorum. Benim bunu nasıl analiz etmem gerekiyor? Ya da evleniyorum ve eşim yıllar sonra şiddet uyguluyor. Boşanmak istiyorum, boşanma isteğimi dile getirmemle katlediliyorum. Ya da adliye önünde katlediliyorum. Ya da evi terk edersem katlediliyorum. Evi terk edersem gidecek yerim olmuyor. Devletten yardım istiyorum, “bu adamı benden uzaklaştırın” diye, cebimde uzaklaştırma kararım varken ve bu karar defalarca ihlal edilirken cezalar verilmediği için ben yine katlediliyorum. Ya da abisinden, babasından şiddet görenler var. Babasını analiz edip babalıktan, abilikten mi çıkaracak? Aynı şey komşunuz için geçerli, iş arkadaşınız için geçerli. Tuba da aynı süreçten geçmiş. Benimle olan davayı öğrenip, Erdoğan’ın yanlışlarını görüp kendini geri çekmiş. Ama katledildi. Bu sebeple kadınlar üzerinden değil şiddet faillerinin üzerinden gitmemiz gerekiyor. Erkek neden boşanmayı, reddedilmeyi, ayrılmayı normal görmüyor? Katıldığım bir programda kadınlara tavsiyeler dışında bir de annelerin yetiştirdiği erkek çocukları vurgusu yapıldı. Yani yine sorumluluk ve yük kadına veriliyor. Kimse erkeklere “değiş, kendinden başla” demiyor. Evdeki tüm sorumluluk kadına yükleniyor. Kadın iş hayatına atılmak istediğinde itiraz ediliyor ve çocuk bakmakla yükümlü kılınıyor. Ama boşanmak istediğinizde, sizi çalışma hayatından geri tutan erkekler nafaka vermemek için bir anda sizden çalışmanızı, kendi kendinize ayaklarınız üzerinde durmanızı bekleyebiliyorlar. Kendi çocuğuna vereceği nafakayı bile “kadın başkasıyla yiyecek” suçlaması ile vermemek için türlü yollara başvuran erkekler oluyor. Ya da evlenirken eğitim hayatınıza, mesleki hayatınıza devam etmenizi engelleyen adam boşanırken “siz zaten özgürlüğü, eşitliği savunmuyor musunuz, git kendi paranı kendin kazar” diyor. Oysaki erkekler kadını sadece ekonomik bağımlılıkla kendine bağlayabileceğini zannediyor. O sebeple kadın para kazanmaya başlarsa zaten bana ihtiyacı kalmaz diye düşünüyor. Karakteri, kişiliği ile ya da onu sevdiği için değil de ona muhtaçlığı üzerinden kadının kendisi ile birlikte olduğunu düşünüyor. O sebeple bu muhtaçlığı sürdürerek, kadını kontrol altına alarak, “zaten gidecek başka yerin yok” diyerek ya da çocuklarla tehdit ederek kadını kendine bağladığını varsayıyor. Erdoğan olayında bunu direkt yaşadım. Bana “sen kimsin de beni istemiyorsun, beni nasıl reddedersin?” diyordu.

Buna benzer reddedilmeyi kabullenememe, ısrar durumunu maalesef seni bıçaklayan başka bir adamla da yaşadın. Ondan da bahsetmek ister misin?

Bu kişi Ahmet Fansa, benden önce de sanırım 7 yıl önce başka birini bıçaklamış ve cezaevinde birkaç yıl yatmış. Beni de bıçakladı, evime zorla girdi, saatler süren işkenceye maruz kaldım. O adam da tutuksuz. Ona caydırıcı olması adına Erdoğan Küpeli ile olan davamdan ve aldığı cezadan bahsettiğimde bana verdiği cevap “her zaman sana inanmazlar. Neden hep senin başına geliyor? diye düşünecek ve seni suçlayacaklar.” Sonra ben de “3 ay olmuş Erdoğan Küpeli’ye ceza aldıralı, ama ben başka bir adam evime girdi, bana şiddet uyguladı dediğimde bana inanmazlarsa acaba ben tekrar o gücü kendimde bulup yine mücadele edebilir miyim?” diye sorguladım. Mor Dayanışma’dan arkadaşlar bu olanları öğrendiklerinde bana yine destek olmak istediler ve ben de bu süreci çok iyi bilmeme rağmen herkesin neden hep senin başına geliyor diye sorgulayacağından endişe ederek sessiz kaldım. Ama susmak bana bıçaklanmaya mal oldu. Yakın mahallelerde oturuyoruz ve ben ne zaman çıksam onunla karşılaşıyorum. Belki karşılaşmaların pek çoğu takipti. Gidip şikayet ettiğimde savunması “aynı mahalledeyiz, ben evimden dışarı çıkamayacak mıyım?” oluyor. Adamı evimin önünde görüyorum, beni 40 dk takip ettiğini ispatlıyorum kamera kayıtları ile adam benden önce çıkıyor karakoldan. İfadesinde söylediği “ben Gülay’ın evinin orda olduğunu bilmiyordum, ben karşı apartmandan ev bakıyordum.” Ve bu adam tutuksuz yargılanıyor.

Senin örneğinde sosyal medyanın gücünden bahsetmişken biliyorsun Sansür Yasası da gündeme geldi. Kadına yönelik şiddet vakalarında ifşa sürecinde, dayanışma ve yaygınlaştırma aşamasında sosyal medyanın ne denli önemli olduğunu görüyoruz. Paylaşımlara, haberlere kısıtlama getirilmesinin bu dayanışma ve ses getirme üzerinde etkisi olacağını düşünüyor musun?

Kadınlar zaten ses çıkarmaya karar verdiğinde pek çok şeyi yaşamış ve mücadelesini hukuki anlamda vermiş oluyor. Ama yasaklamalar ile kadınların sesi kısılmak isteniyor. Son zamanlarda mahkemeye gitmiş ve bir ceza, sonuç alamamış kadınların çoğu sosyal medyadan sesini yükseltmeye başladı. Mesela mahkemeye ben tek gidiyorum ama sosyal medyada 10 oluyoruz, 100 oluyoruz. Bazı kadınlar ifade verirken, göz altı süreçlerinde psikolojik şiddet, tacize de uğrayabiliyor. Bunların hepsi sosyal medyada ortaya çıkıyor. Ben başka şehirde yaşayan bir kadının yaşadıklarını sosyal medya üzerinden öğrenebiliyorum tv’lerde haberlere yansımıyor çünkü. Dolayısıyla sansür ile ben hiçbir şey görmeyeceğim, duymayacağım, her şey güllük gülistanlık. Bilmediğim şey üzerinden tepki de veremeyeceğim. Bu kadının daha da yalnızlaşması demek. Bu sebeple sansür yasası kadınları susturmaya yönelik bir proje gibi duruyor.

Her kadın da twitter, sosyal medya kullanmayabilir. O sebeple de dayanışmayı büyütmekle ilgili neler yapılması gerektiğini düşünüyorsun?

Sosyal medya, telefon kullanmayan, evinden çıkmak istemeyen pek çok kadın var aslında. Bunlara ulaşacak olan yine kadın dernekleri. Aslında yerel yönetimlerin daha çok çalışma yürütmesi mesela her mahallede kadın danışma ve dayanışma merkezlerinin kurulması gerekiyor. Mesela benim eski evim Mor Dayanışma’nın bir sokak altındaydı. Ben bu derneğin varlığından haberdardım ama nasıl bir çalışma yapıyor hiç bilmiyordum. Üniversite mezunu, sosyal medya kullanan, pek çok kadına göre daha özgür bir insan olmama rağmen kadın dernekleri ne iş yapar bilinci bende yoktu ta ki davamla ilgili Mor Dayanışma ile yollarımız kesişene kadar. Eminim böyle pek çok kadın var. O yüzden yerel yönetimler kadın dernekleri ile işbirliği geliştirse ve böyle kadın merkezleri açılırsa çok daha kolay erişilebilir olur. Halbuki şu an kadın örgütleri otoritelerin yapması gerekenleri yapıyor. Ve hatta onlara görevlerini hatırlatıp, onların sorumluluğunu yürütüyorlar. Ben kendi öğrendiklerimi elimden geldiğince paylaşıyorum, derneğin yürüttüğü çalışmaları aktarıyorum.

Son olarak ne söylemek istersin?

Son olarak cezası verilmeyen Ahmet Fansa yüzünden ben kendimi eve kapatmış durumdayım. Özellikle Tuba’dan da sonra benim markete gidişim bile canıma mal olabilir. Çok zorda kalmadıkça dışarı çıkmıyorum, onda da yanımda birileri oluyor. Onun tutuklanması gerekirken hayatı kısıtlanan benim. Şu an mutlu olduğum, yeni evlendiğim dönemde ben kendimden ödün vermek zorunda kalıyorum yine uygulanmayan yasalar yüzünden tıpkı Erdoğan’da olduğu gibi. Şu anda Ahmet’in de 3. bir kadını bıçaklamadığının ya da bıçaklamayacağının bir garantisi yok. Sonum Tuba gibi olmadan, başkaları da zarar görmeden ve çok geç olmadan Ahmet Fansa’nın tutuklanmasını istiyorum. Son söylemek istediğim bu.